Simsiyahtı rengi. Bana benziyordu. Sanırım bu yüzden onu yıllarca gölgem sandım. Siyah kalbinin renklerinin örtüsü olduğunu bilmedim. Ahmaklığımın bedelini ödüyorum şimdi. Yerdeyim. Kanatlarım parçalanmış, etrafa saçılmış tüyleri. Bir zamanlar bembeyaz olan kanatlarım, üzerinde duran yürekten akan kanlarla kızıl bir renge bürünmüştü. Göz kapaklarımı açmış uçsuz bucaksız göğü seyrediyordum, görmeyen gözlerle. Ağzımsa açık kalmıştı, şaşkınlık anını özetliyordu adeta.
Yanlış anlamayın. Issız bir yerde değilim. Kuytu bir köşede, yada sessiz bir ormanda. Ben aranızdayım şu anda. Ama göremiyorsunuz beni. Daha doğrusu acımı, kederimi göremiyorsunuz. Arkadaşlarım, dostlarım bile göremiyorlar halimi. Unutursun, geçer zamanla diyorlar. Geçecek olan, geçmesi gereken nedir? Acım elbet dinecek bir gün. Ama ruhumun kirliliği, umutlarımın yıkılmışlığı kalacak. Hayatıma devam edeceğim. Ama yaralarımı saklayabilecek miyim hayatıma yeni girenlerden. Eskisi gibi olabilecek miyim?
Nasıl her şeyi yok sayabilirim. Anılarımızı nasıl bir anda çöpe atabilirim. Güzel ömrümden uzun bir zaman ayırmıştım ona. Hayallerimiz vardı, düşlerimiz… Her şey geride kaldı, her şeyim. Üşüyorum, çok üşüyorum. Kimse ısıtamıyor beni, onun gibi. Ne çok alışmışım ona. Hasta gibiyim. Yaşayamıyorum onsuz. Yanaklarım ıslanıyor her gece, sabahları gözlerim acıyor. Bir zamanlar bıraktığım sigaraya başladım tekrardan. O bile tat vermiyor. Duygularımı yitirmedim. Acıyı son derece keskin bir şekilde hissediyorum hala. Güzel şeyler öldü ama uyuşmadı hislerim. Ellerim alçıda, kaç defa kırdığımı hatırlamıyorum, ama doktor artık müziğime devam edemeyeceğime söyledi. Artık çalamayacağım, o sevdiğimiz parçaları. Ona yazdığım gibi mektuplar yazamayacağım. O kadar sefil durumdayım ki ağzımdaki bir kalemi, bilgisayarımın klavyesine vurarak yazıyorum bu satırları.
Komşularım rahatladı sanırım artık. Sesim tamamen kısıldığı için konuşamıyorum. Sarhoş olup bağıramıyorum, duvarları yumruklayamıyorum. Ve haklıymış, duvarlarıma yakışmadı kırmızı. Zaten kuruyunca daha saçma bir hal aldı duvarlar. Darmadağın haldeki odama güneş bile girmek istemiyor, adeta dalga geçiyor benle. Tozların arasına karışmış, yırtılmış resimlerimiz. Ama parçaladığım gitarım odamın herine dağılmış. Yürürken hala ayağıma batıyor kıymıklar.
Nefret ediyorum. Ondan değil, kendimden. Onu hala çok seviyorum. İşte bu yüzden nefret ediyorum kendimden. Bu kadar zayıf olduğum için, hislerime yenildiğim için. Ölmek istedim, defalarca gittim o yüksek tepeye. Ama atlayamadım. Onu bile beceremedim, ona bile cesaret edemedim. Korkağın tekiyim ben. Öyle dedi ondan sonrakiler. Devam etmeye korkuyormuşum. Hayatı zindan etmişim kendime. Ettiysem de benim zindanım burası. Eğer esareti seçtiysem, benim seçimimdir. Bırakın acılarımda beni. Yardım edemezsiniz bana, ben bile yardım edemiyorum kendime.
Atamadığım son bir şey var. Özgürlüğe beni götürecek olan şey aslında bu. Basit, metal bir obje. Gümüş bir halka, bir yüzük. Alay ediyor varlığı benimle, zayıflığımı vuruyor yüzüme. Ne zamanki onu atabilirsem o uçurumdan aşağı, kendimi de atabilirim hayata. Öğrenebilirim yeniden, sevmeyi, güvenmeyi, bağlanmayı. Ama kurtulamadım ondan. En azından bu güne kadar. Bir gün kurtulursam, yaşamaya devam edeceğim. O güne kadar esaretim devam edecek, elimde anahtarımla…
19 Haziran 2011 Pazar
18 Haziran 2011 Cumartesi
eğer çok seviyorsan?

SEVİYORSAN EGER
seviyorsanız eğer geç kalmayın sakın
aşkınızı söylemeye!..
telgraf çekin, telefon edin, mektup yazın,
uçaklara, trenlere, tüm taşıtlara binin
koşun, arayın, bulun, haber gönderin,
birine anlatın,
duvara yazın, ağaçlara kazıyın,
yani deneyin bütün olanakları,
hiç olmazsa iki yaprak
samanlı kağıda yazın...
ama sakın geç kalmayın
aşkınızı söylemeye!....
15 Haziran 2011 Çarşamba
USTAD; KİMSENİN İŞİNE GELMİYOR

Alllah aşkına biri bu olanlara dur desin kimi çıkmış ben davamdan gecmem diyor ne davası Arkadaş yok neymiş efendim asimile oluyolarmış söylermisiniz gece saat 1 de diyarbakırdan istanbula gelirken istanbuldaki nden diyarbakıra yada dogu anadolu illerine gidilmiyor kalkmışlar asimile oluyoruz diyolar kim kısıtlıyo dillerini yapmadımı bu devlet başka bir dil le tv kanalı siz hangi zamanda rahat rahat konuşabiliyodunuz ki bu devri beğenmiyorsunuz sonra diyolarki özgürlüğümüzü kısıtlıyolar yapmayın nolur, kim size farklı bir ırkdansıznız diye ekmek vermiyor mu?kim yapıyor bunları söyleyin kim rahat bırakmıyo sizi ?neden; böyle anlamsız konularla meşgul ediyosunuz kendinizi hep elele olalım gelmeyelim dış güclerin oyununa izin vermeyin sizi içten parcalamalarına gelmeyelim bir kaç çapulcunun oyununa inanın hepsi kendi cıkarları için...
9 Haziran 2011 Perşembe
The main difference 101 :))))
You, too, is weaker than men and women agree that the common opinion you are wrong! Statistics, erkkelerin say that in every sense of the weaker in nature.In summary, the only thing cinsiyetçi.kesin extraordinary life, women and men in two very different creature. Moreover, innate. So, "long live difference" I wonder you should say? Difference due to ...
2 - Men's brain. 200 grams heavier than females, just sevinmeyin gentlemen, it has nothing to do with intelligence. Einstein, Anatole France, Paul Broca's brain, such as the masterminds encountered were measured and weights ranging from 1000 to 2000 grams, as a result, the weight of any bond kurulamamış intellectual capacity.
3 - Girls, boys. Than men in early talks.
4 - The sense of smell. Women improved (a difference found that approximately 20%;) further increases the effect of estrogen particularly during mantrüasyon this. That 80% of men in the business side of a strange perfume yaratıcalarının.
5 - Number of women into depression. Men twice! Estrogen, allowing ourselves to feel better seratoninin secretion is thought to play an important role.
6 - the word of a woman cutting hesitate. Introducing a "cutting word" s, 96% comes from them.
7 - Women's ear. Sharper than the boys. Want evidence: In saying the right a song six times more successful than men.
8 - 15 - 24 years between the men. At the same age as women think six times more deadly, spends four times more traffic accidents, suicide are three times more.
9 - In fact, initially we are all women. Sexual development of male babies, but the sixth fetus begins haftasındayken. Let's look at how to explain it inanlanlar legend of Adam's rib.?
10 - 48'si% of men snoring. In women, this rate is 22%
11 - Women's demands is not a direct explanation. Prefer to discuss a compromise is found. American linguist Deborah Tannen'nin According to the research, men find it completely incomprehensible and intolerable edemekleri such a debate, by finding a solution noktalıyorlar completely one-sided. Moreover, they expected, this believing that it yapıyorlkar. However, women do not turn this attitude.
12 - girl children more creative than boys. This observation toy manufacturers. Different functions when you install a toy boys, girls are more familiar popular forms of play.
13 - Estrogen hormone softens the joints. This is much more flexible than men, so women's joints, especially during pregnancy and number.
14 - Women are three times more than men. The phone and the conversations are taking longer than. While an average of twenty minutes in a telephone conversation with the women, for men only six minutes this time.
15 - Men's at all so I thought. They are not durable. Proof in nature: most male embryos per pregnancy resulting in miscarriage is coming. So much so, that number only 100, while for girls, 130 to 150 male fetus is falling and only 105 of them can come to the world. In 100 the girl came to the age of 20 have 98 men in the world. 65 years of age can stay alive while only 40% of these men.
101 temel fark :))))
Siz de, kadınların erkeklerin daha zayıf olduğuna dair yaygın kanıya katılıyorsanız yanılıyorsunuz! İstatistikler, erkkelerin her anlamda daha zayıf yaradılışta olduğunu söylüyorlar. İntihara daha yatkınlar; kaza ya da kalp krizi sonucu daha kolay ölüyorlkar; psikolojik olarak daha çabuk çöküntüye uğruyorlar; hatta kekemelelik ve disleksi de erkeklerde daha yaygın. Görüldüğü gibi, hayatı erkek bedeninde sürdürmek hiç de kolay değil.Bu madalyonun bir yüzü. Diğer yüzü ise fena halde erkeklerden yana. Evet, kadınlar uzun ve sağlıklı yaşıyorlar ama onların da “erkeklere ait” sayılan pek çok alanda hemen hiç şansları yok. Bir kere, sözlerini dinletmekte zorluk çekiyorlar; iş hayatında yükselmeleri deveye hendek atlatmaktan daha zor; onlara ait tek alan olan ev işyelerinde de eşlerinden yardım almayı beceremiyorlar.
Özetle, hayat fevkalade cinsiyetçi.kesin olan tek şey şu; Kadın ve erkek iki apayrı yaratık. Üstelik doğuştan. Öyleyse, “yaşasın farklılık” mı demeliyiz acaba? Farkına bağlı...
1- Farklılıklar daha beşikte başlıyor. Psikologların yaptığı klinik araştırmalara göre, bebekler ortalıkta gezinip oyalanırken, kız bebekler zamanlarının çoğunu çevrelerini gözlemleyerek geçiriyorlar.
2- Erkeklerin beyni. Kadınlarınkinden 200 gram daha ağır, hemen sevinmeyin beyler, bunun zekayla hiçbir alakası yok. Einstein, Anatole France, Paul Broca gibi dehaların beyni ölçülmüş ve 1000 ile 2000 gram arasında değişen ağırlıklarla karşılaşılmış; sonuç olarak, ağırlığın entellektüel kapasiteyle hiçbir bağı kurulamamış.
3- Kız çocuklar. Erkeklerden daha erken konuşuyor.
4- Koku alma duyusu. Kadınlarda daha gelişkin (yaklaşık %20’yi bulan bir fark söz konusu;) özellikle de mantrüasyon dönemlerinde östrojenin etkisiyle daha da artıyor bu. Parfüm yaratıcalarının % 80’inin erkek olması da işin tuhaf tarafı.
5- Depresyona giren kadınların sayısı. Erkeklerin iki katı! Östrojenin, kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan seratoninin salgılanmasında önemli bir rolü olduğu düşünülüyor.
6- Erkekler kadınların sözünü kesmekten çekinmiyorlar. Bir tartışmadaki “söz kesme” lerin % 96’sı onlardan geliyor.
7- Kadınların kulağı. Erkeklerden daha keskin. Kanıt mı istiyorsunuz: Bir şarkıyı doğru söylemede erkeklerden altı kat daha başarılılar.
8- 15 - 24 yaşları arasında erkekler. Aynı yaşlardaki kadınlardan altı kat daha fazla ölümcül şekilde düşünüyor, dört kat daha fazla trafik kazası geçiriyor, üç kat daha fazla intihar ediyorlar.
9- Aslında başlangıçta hepimiz kadınız. Erkek bebeklerin cinsel gelişimi ancak cenin altıncı haftasındayken başlıyor. Adem’in kaburga kemiği efsanesine inanlanlar bakalım bunu nasıl açıklayacak.?
10- Erkeklerin % 48’si horluyor. Kadınlarda ise bu oran % 22.
11- Kadınlar taleplerini doğrudan açıklamayı değil. Bir uzlaşma noktası bulunana kadar tartışmayı tercih ediyorlar. Amerikalı dilbilimci Deborah Tannen’nin araştırmalarına göre, erkekler bunu tamamen anlaşılmaz buluyor ve tahammül edemekleri böyle bir tartışmayı, tamamen tek taraflı bir çözüm bularak noktalıyorlar. Üstelik kendilerinden beklenenin bu olduğuna inanarak yapıyorlkar bunu. Halbuki bu tavır kadınları çıldırtıyor.
12- Erkek çocuklar kız çocuklardan daha yaratıcı. Bu, oyuncak üreticilerinin gözlemi. Erkek çocuklar bir oyuncağa farklı işlevler yüklerken, kız çocuklar daha bildik oynama biçimlerine rağbet ediyorlar.
13- Östrojen hormonu eklemleri yumuşatıyor. Bu yüzden kadınların eklemleri erkeklerinkinden çok daha esnek; özellikle adet ve hamilelik dönemlerinde.
14- Kadınlar erkeklerden üç kat fazla. Telefon ediyor ve konuşmaları daha uzun sürüyor. Kadınların bir telefon konuşması ortalama yirmi dakika sürerken, erkekler için bu süre sadece altı dakika.
15- Erkekler hiç de sanıldığı kadar. Dayanıklı değiller. Kanıtı doğada: Düşükle sonuçlanan gebeliklerin çoğu erkek embriyolarının başına geliyor. Öyle ki, kızlar için bu sayı sadece 100 iken, 130 ila 150 erkek cenin düşüyor ve bunlardan yalnızca 105’i dünyaya gelebiliyor. 20 yaşına gelmiş 100 kıza karşılık 98 erkek var dünyada. 65 yaşlarında ise bu erkeklerden sadece %40’ı hayatta kalabiliyor.
16- Genetik olarak erkek. Kadından %10 oranında daha uzun ve daha ağır olmak üzere programlanmış.
17- Erkeklerde akciğerlerin kapasitesi. % 20 ve kalbin pompaladığı kanın debisi %15 oranında kadınlardan fazla.
18- Yapılan araştırmalar. Aile bütçelerinini % 68’nin kadınlar tarafından idare edildiğini gösteriyor.
19- Kadınlar umumi tuvaletlerde. En az 153 sn kalıyorlar, erkekler için bu süre 113 sn. İşte kadınlar tuvaletininin önünde her zaman daha uzun kuyruklar olmasının nedeni!
20- Kızlar, büyüme sürecini. Erkeklerden daha erken tamamlıyorlar. Adet görmeye başladıktan sonra gelişmelerini aşağı yukarı tamamlamış oluyorlar. Erkeklerin büyümesi ise 18 yaşına kadar devam ediyor.
21- İşte kadınların geveze olduğu mitine. Son verecek bir açıklama: dilbilimcilere göre erkekler kesinlikle kadınlardan daha kolay ve daha uzun konuşuyorlar; özellikle topluluk önünde. Üstelik dinlemek yerine konuşmayı tercih ediyorlar.
22- Migren hastalarının. Dörtte üçü kadın.
23- Pensilvanya Üniversitesi’nin. Yaptığı bir araştırmaya göre, kadınlar yüz ifadelerini yorumlamakta daha usta. Utanç, korku, tiksinme gibi ondan fazla duyguyu insanların yüzünden okuyabiliyorlar. Erkeklerin yüze bakarak seçebildiğği tek duygu, tiksinme.!
24- Kadın erkekten daha uzun ömürlü. Bununla birlikte cildi daha çabuk yaşlanıyor. Bunun sorumlusu erkeğinkinden daha ince, dolayısı ile daha hassas olan epiderm tabakası!
25- Disleksiye, erkeklerde kadınlardan, üç kat daha fazla rastlanıyor.
26- Kadınlar alkole karşı daha duyarlı. Çünkü alkolün etkisini azaltan enzim kadında erkektekine göre daha az etkin.
27- Beynin de bir cinsiyeti var. Her iki cinsiyette beynin işleyişini inceleyen araştırmacıların vardığı sonuç bu. Erkeklerde beynin iki yarımküresinin fonksiyonları birbirinden kesin olarak ayrılmış. Bu durum bir takım avantajlar sağlıyor. En çarpıcısı, üç boyutlugörebilme yeteneği, bu sayede yol haritalarını kadınlardan çok daha kolay çözebiliyorlar. Kadınlarda iki yarımküre arasındaki iletişim çok daha sıkı. Sonuç: kadınlar dille ilgili konularda daha yetkin.!
28- Kadınlr evhamlı mı? Doğrusunu isterseniz, sağlık için erkeklerden %20 daha çok para harcıyorlar. Daha sık rahatsızlanıyorlar ama yakalandıkları hastalıklar daha hafif olanları.
29- Erkeklerin gözü. Farklı ışıkları daha kolay seçiyor.
30- Solaklık erkek çocuklarda. Daha sık görülüyor. Sağ elle yazanlar sol ellerini kullamakta kızlardan çok daha becerikli. Sebep: erkeklerde beynin sağ yarımküresi kadınlarınkinden daha üstün.
31- “İdealinizdeki partner”. Konulu ankette ortaya çıkan sonuç şöyle: Erkeklerin %22.2’si dış görünümü önemsiyor. Kadınlarda ise bu oran %11.9
32- Erkekler, erkeklik hormonu. Testerojen yüzünden kel kalıyor. Kadınlarda dökülen saçların yerine yenileri daha kolay çıkıyor.
33- Genellikle kadınlarda. Sağ göz ve kulak daha hassas, erkeklerde de tam tersi. Beynin azizliği işte.
34- Temizlik kavramı, kız çocuklarda. Daha erken gelişiyor. Beş yaşında hala çişini tutamayan çocuklardan %90’ı erkek.
35- Kızlar okulda daha başarılı. Ama matematik konusunda altın madalya erkeklerin. Bu konuda Amerika’da yapılan bir araştırma, matematik alanında üstün yetenekli 416 çocuk arasında kızlarının oranının %12’ye karşı 1 olduğunu ortaya koyuyor.
36- Erkeklerin %68’i. Kadınların ise %50’si aşkın devam etmesinde erotizmin önemli olduğunu savunuyor.
37- Otistik çocukların cinsiyetine göre. Dağılımı; dört erkeğe bir kız.
38- Kadınlar tatlıyı erkekler ise tuzluyu. Daha çok seviyorlar.
39- Fetişizm neredeyse. Tamamen erkeklere özgü bir özellik.
40- Erkek orgazmı lokal ve kısa. Kadınınki ise bütün vücuda yayılmış ve uzun oluyor. Üstelik, ardından bir dinlenme döneminin gelmesi gerekmiyor. Her an yeniden başlayabiliyor kadınlarda orgazm. Tabii partnerinde hal kalmışsa.!
41- Kadınların dokunma duyusu. Erkeklerinki ne göre kesinlikle çok daha gelişmiş. Öyle ki, Amerika’da yapılan bir deneyde kadınların en duyarsız olanı erkeklerin en duyarlısına belirgin bir fark atmış.
42- Kadınlar yabancı dil öğrenmede. Erkeklerden daha başarılı. Bu da onların dil yeteneklerinin bir parçası.
43- İsviçreli dilbilimci Edith Slembek’in. Vardığı sonuç şöyle: Kadınlar erkeklerin iki misli “eğer” beş misli “belki” ya da “biraz” türü sınırlayıcı sözcük kulanıyorlar. Buna göre bir de üç kez daha fazla sormalarını, cümlelerini “değil mi?” ile bitirmelerini ve özür dilemelerini cümlelerini bitirmemelerini ekleyin. Ortaya çıkan sonuç şöyle: “Şey, özür dilerim, ama belki, yani eğer bu sizi fazla yormazsa, bana kahveyi uzatabilir misiniz.? ya da ...”Kadınların konuşmalarının genellikle tereddütlü ve dolayısıyla önemsiz sayılmasını yadırgamamak gerek.
44- Ipsos’un yaptığı yeni bir araştırmaya göre. Geceleri kadınlar erkeklerden çok daha sık uyanıyor (%29’a karşı %44) ve daha çok kabus görüyorlar (%15’e karşı %22).
45- Transseksüalite, erkeklerde. Kadınlardan dört – beş kat daha fazla görülüyor.
46- Mevsime bağlı depresyonlara. Mesela güneş ışınlarının azalmasından kaynaklanan kıuş depresyonuna yakalananların %85’i kadın.
47-Erkek çocuklar kız çocuklardan. Daha acımasız ve kötülüğe meyilli oluyorlar. Alfred Binet Merkezi psikiyatrlarından Colette Chiland’ın yaptığı araştırmaya göre bu oran bir kız çocuğa karşı onbeş erkek çocuk.!
48- Ev işleri hemen hemen tümüyle. Kadınların eline bakıyor olsa bile. Meslek sahibi kadınların %96’sı çamaşır yıkıyor. %100’ü dikiş dikiyor, %86’si temizlik yapıyor, %79’u çocukların bakımını üstleniyor. Sosyolog François de Singly bunuşöyle açıklıyor. “Evde iktidarını yitirmemiş erkek, ev işlerini aşağılayıcı buluyor.” Yine de %93’ü ufak tefek işlerin ucundan tutuyor.
49- Kız çocuklarının el becerileri. Erkeklerinkinden daha gelişmiş.
50- İki haksızlık bir arada. Erkekler sadece daha az yağ hücresine sahip olmakta kalmıyorlar (vücut ağırlıklarının sadece %11’i, kadınlarda bu oran %22), üstüne üstlük daha çok miktarda kalori yakıyorlar.
51- Son dünya kupası finalinde. Kadınlar, yoplam 45 milyon televizyon izleyicisinin %45’ini oluşturuyordu. Statlarda bu oran %20’ydi.
52- Kız bebekler erkeklerden daha erken, yürüyor. Genellikle 11-12 aylıkken. Erkekler ise 12, hatta 14. aya kadar bekliyorlar yürümek için.
53- Diş çürüğü, kadınlarda, erkeklerden daha fazla görülür.
54- İki cinsin karar verme biçimleri, de taban tabana zıt. Erkek kestirip atarken kadın yakınlarına danışmayı seçiyor. Ama sosyolog François de Signy’ye göre, yavaş yavaş erkeklerde kararlarını o kadar hızlı ve net ortaya koyuamamaya başladı. Karar verme modası kadınlar lehine değişmekte.
55-Psikatrik tedavi görmek üzer4e, hastaneye yatan erkekler, kadınların yaklaşık ik misli.
56-Fransa’da bir yüzyılı deviren yedi kadına karşı bir erkek var.
57-Seksolog Nadine Grafeille’e göre, sevişirken her cins kendi erojen bölgelerine göre davranıyor. Kadın erkeğin bütün vücudun okşuyor, çünkü kendisine yapılmasını istediği bu. Öte yandan erkek cinsel organa yoğunlaşıyor çünkü o daha doğrudan bir uyarılma için bunu tercih ediyor.
58-14-15 yaşlarındaki kızların, %53’ü, erkeklerinser %27’si kitaplarla ilginiyor. Kızlar aşk romanlarını severken erkeklerin tercihi macera ve bilimkurgudan yana
59- Erkeklerde intihar girişimi, kadınlarınkinde üç kat daha fazla başarıya ulaşıyor.
60- Kız öğrencilerden çok daha ılımlı, bir dersten başarısız oldukları zaman nerede hata yaptıklarını görmek için kendilerin sorguluyorlar. Halbuki erkeklerin bu durumda tavrı çalışmaktan tamamen vazgeçmek oluyor.
61- Kan dolaşımı bozuklukları, genellikle kaıdnlarda görülüyor. Östrojen hormonu damarları daha geçirgen ve daha güçsüz kılıyor. Bu yüzden varisler genellikle hamilelik sırasında ortaya çıkıyor.
62-Öteden beri sigara içen erkekler, sigara içen kadınlardan daha çok, (Erkeklerin %42’sine karşılık kadınların %30’u). Ama sigara tiryakiliği günümüzde yavaş yavaş “dişi” bir özellik kazanmaya başladı. Sigara içen erkek sayısı düşerken (-%2) kadınlarda %20’lik bir artış görülüyor.
63- Erkek bebeklerin ilk aylarda, kız bebeklerden daha çok uykuya ihtiyacı oluyor.ama altı aydan sonra işler tersine dönüyor ve hayatın geri kalan kısmında kadınlar erkkelerden ortalama günde bir saat daha fazla uykuya ihtiyaç duyuyorlar. Yani sabah keyifleriniz sizin en doğal hakkınız, huzur içinde uyuyabilirsiniz.
64- Dilbilimci Deborah Tannen’e göre, bir kadın konuşurken “evet” derse bunun tek anlamıo, karşısındakini dinlemekte olduğu. Halbuki erkekler aynı sözcüğü, söyleneni onaylamak amacıyla kulanıyorlar. Yanlış anlamalara dikkat.
65- Erkeklerin %67.6’sı zaman zaman mastürbasyon yaptıklarını söylüyorlar. Kadınlarda ise bunu itiraf edenlerin sayısı %22
66- Kısmi felç geçirdikten sonra konuşma güçlüğü çeken kadınların sayısı erkeklerden çok daha az. Bu, daha önce sözünü ettiğimiz, beynin iki yarısı arasındaki sıkı iletişimin yarattığı avantajlardan biri. Beyinlerin felçten etkilenmemiş yarısıyla kolayca konuşmayı öğreniyorlar. Halbuki erkeklerde, konuşma yetisi tamamen beynin sol yarısını ilgilendiriyor.
67- AIDS’e yakalananlardan altısı erkek, biri ise kadın
68- Erkekler kırmızıyı sever! İki cinsten maviyle kırmızı arasında bir seçim yapmalarını isteyen anketin sonucu bu. Kadınların çoğu ise maviye oy vermiş.
69- Kadınların %59’u erkeklerin de %41’i aynada uzun uzun kendilerin bakmayı seviyorlar. Ama içeride gördükleri birbirinden hayli farklı. Amerika’da yapılan bir ankete göre, erkeklerin %68’i kendilerini çıplak olarak beğeniyor, kadınlarda bu oran sadece %22. erkek egosunu yıkmak güç.!
70- Kızların okul hayatı erkeklerinkinden daha başarılı geçiyor. Psikolog Bianca Zazzo’ya göre kolay konsantre olmaları. Ayrıca erkekler akıllarına ilk geleni uygularken, kızlar adın atmadan önce düşünüyor. Sonuç: Sene kaybetmeden liseye geçen her 100 her erkeğe karşı 126 kız öğrenci var. Gel gelelim, üniversitelerin seçkin bölümlerinde kızlar azınlıkta. Sizce de ilginç değil mi.?
71- Kadınların büyümesi erkeklerinkinden daha alejik. Örneğin, on deri hastasının sekisi kadın.
72- Kızlar erkeklerden yaklaşık üç yıl erken buluğ çağına giriyorlar ve bu dönem onlarda daha kısa sürüyor.
73- Erkek bebekler, doğum kilosu, kızlarınkinden çok daha fazla. Üstelik boyları da daha uzun.
74- Kemik erimesine yakalanların, %90’ı kadın. Bu da normal çünkü hastalık östrojen hormonuyla doğrudan ilgili.
75- Erkekler kadınlardan agresif oluyorlar, hem de iki yaşından itibaren. Anlaşılan bu da testosronla ilgili.!
76- Kadınların %62’si erkeklerin ise %42’si uyku sorunu çekiyor. Ayrıca kadınlar daha fazla uyku hapı kulanıyor(%23’e karşı %41).
77- Seksologlara göre, iki cinsin cinsel sorunlardan anladıkları tamamen farklı, erkek, kenfi vücudunu bir makine gibi görüyor ve özellikle bir parçası komutlara uymadığı zaman seksoloğa başvurup tamir edilmesini istiyor. Kadın için ise sorun daha çok ”çift”’i ilgilendiriyor; o genellikle partnerinin kendisinden beklentilerini anlayıp buna ugun davranmaya çalışıyor.
78- Kadınların fiziksel olarak erkeklerden daha güçsüz olduğu doğru olsa da –ki bu bazı sportif faaliyetlerde onlar için dezavantaj oluyor- dayanıklılık, azim gerektiren alanlarda da onlar önde. Manche’ı yüzerek geçmek gibi.
79- Daha beşikten itibaren, kızların erkeklerden çok daha fazla sayıda giysisi oluyor. 17-24 yaşları arasında kızların gardrobunda fazladan yaklaşık 44 parça oluyor. Ama bu fark zamanla azalıyor, erkekler yaşlandıkça kılık kıyafete çok daha düşkün oluyorlar. 75 yaşına geldiğinde ise hiç fark kalmıyor erkeklerle kadınların gardrobu arasında.
80- Kadınlarda damar sertliğine daha fazla rastlanıyor. Bu, kan damarlarını yumuşak tutan ve karaciğeri kolesterol birikiminden kurtaran östrojen hormonunun sağladığı bir avantaj. Bu, aynı zamanda neden erkeklerin iki kez daha fazla kalp krizi geçirdiğini de açıklıyor.
81- Kadınlar acıya karşı erkeklerden daha duyarlı ama daha uzun süre dayanabiliyor acıya.
82- Romatizma kadınları daha çok etkileyen bir hastalık
83- Kadınlar daha uzun yaşıyor, Kadınların ortalama ömrü 80.6 yıl; erkekler için bu süre 72.3 yıl. Ve ara gittikçe açılıyor. İki yüzyıl önce iki cinsin hayat süresi aşağı yukarı eşitti. “28 yıl“
84- Erkeklerin cinsel fantezileri daha çok vücut veya vüudun belli bölümleri üzerine. Kadınlar ise daha çok kendilerini bir baştan çıkarma senaryosunun içinde hayal ediy
85- “Karşı cinste sizi en çok çeken nedir?” sorusuna kadınların %45’i “gözler” diye yanıt vermiş.(erkeklerde bu oran %19). Erkeklerin %31’i için ise en önemli kriter göğüsler.
86- Sosyal bir ortamda kadınlar tarafından ortaya atılan sohbet konuları, gerek sayısı gerekse alanları bakımından çok daha çeşitli. Kısacası kadınlar sohbette çok daha yaratıcılar. Halbuki erkekler sohbetlerde üç konuyla sınırlılar. İş, politika ve spor.
87- On boşanma vakasından yedisinde talep kadından geliyor.
88- Kadınlar duygularla aklı birbirine karıştırıyorlar. Bunun sorunmlusu, iki yarısında da heyacanlara yer veren beyinleri. Halbuki erkeklerde duygular yalnızca beynin sağ tarafına bağlı. Dille ilgili bölüm ise sol tarafta. İşte erkeklerin, duygularını bir türlü dile getirememelerinin açıklaması.
89- Erkek çocuklar okumayı daha geç söküyorlar.
90- Kadınalar strese karşı daha dayanıklı, daha az adrenalin salgılıyor ve tansiyonları daha az yükseliyor. Bunun sebebi tarihe yatıyor. Atalarımızın hayatlarını sürdürmeleri, hatta hayatta kalmaları, erkeklerin rakiplerine ve av hayvanlarına karşı sürekli tetikte ce çevik olmasına bağlıydı. Günümüzde, erkekler kaslarından çok daha beyinleriyle çalışıyorlar, bununlar birlikte refleksleri değişmedi. Sonuç: Erkekler çok daha sık ülsere yakalanıyorlar.
orlar.
91- Kadınlar konuşmalarında daha sık “ben” diyorlar. Erkeklerin tercihi ise saha çok “gizli özne” den yana.
92- Mahkumların onda dokuzu erkek.
93- Sessolog Nadine Grafeille’e göre, toplumun ikicinse yüklediği cinsel baskı da taban tabana zıt. Erkek sürekli istekli, kadınsa her zaman arzulanır olmak zorunda.
94- Heteroseksüel olsun, homoseksüel olsun erkeklerin kadınlardan daha çok sayıda seks partneri var.
95- Bir kadın uyuşturucu bağılmısına karşı 4-5 erkek vardır.
96- Kekemelerin çoğu, (beşte dördü) erkek.
97- Amerikalı dilblimci Deborah Tanne’in gözlemlerine göre, konuşlamarı kadınlar başlatıp sürdürüyorlar ama kontrol yine erkeklerin elinde. Onaylayan sesler çıkararak ilgilendiklerini belirtebildikleri gibi tam tersine sessiz kalarak da kadının konuyu değiştirmesini sağlayabiliyor.
98- Ipsos’ûn araştırmasına göre, erkeklerin %47’si sevişmek için günün geç saatlerini, yani geceleri; kadınların %47’side sabah saatlerini tercih ediyorlar. Gel de doğumların azalmasına şaşır.
99- Kadınlar daha çok gülümsüyor ve konuşurken karşılarındakinin gözünün içine bakıyorlar. Erkekler ise genellikle bakışlarını kaçırıyorlar.
100- Hangi trafik sigorta şirketine sorarsanız sorun, yanıt aynı olacaktır. Kadınlar direksiyon başında erkeklere göre çok daha tehlikesiz. Soförlerin %30’unu oluşturuyorlar ama kazaların yalnızca %14’üne neden oluyorlar.
SEN BİLİRSİN,,,

hayat seni yorsanada sen sakın bırakma hayatı, zaman çok hızlı akıp gidiyor günlere baksana biden akşam olmuyormu engüzel gün bile bir anda akıp gitmiyormu yada en kötü günün bile gecesi geliyor hayat durakta bekleyen yolcu misali sadece otobüsünün gelmesini bekliyor gelince binip gidiyor işte bizde otobüsümüzün gelmesini bekliyoruz yani ölümü bekliyoruz en an gelebilir ayrıca yolda arızalanma gibi bi lüksüde yok :) o yüzden yaşamamız gerekenlerin en iyisini yaşamaya çalışalım ne düşünürsen o gelir başına iyiyi düşünelim güzel şeyler gelsin girsin hayatımıza bırakmayalı hayatı kötü günlerden bile ders almasını ögrenelim bizi sevenleri, biz daha cok sevelim bizi sevmeyenleri bile sevelimki içimiz rahat olsun vicdanımız bizi rahat bıraksın başkalarına benzemeyelim biz " biz biz olalım" biz onlar olmayalım onlarda biz...
4 Haziran 2011 Cumartesi
“Hayatındaki en önemli şey ne?”

Tanıdığın en olumlu insan kendin ol.
- İçten ve samimi ol, her zaman (sesin titrese bile) gerçekleri söyle.
- Zamanında olman gereken yerde ol, geç kalma.
- Lütfen demeyi ve teşekkür etmeyi ihmal etme.
- Yapabileceklerinin altında söz ver, fazlasını yap.
- İnsanları onları ilk gördüğünden daha iyi bir durumda bırak.
- Arkadaş canlısı ve şevkatli ol.
- Birinci sınıf bir dinleyici ol.
- Diğer insanlara karşı tutkulu bir şekilde ilgili ol.
- Yüzünde gülümse eksik olmasın.
İnsanlarçalıştıkları şirketlerinde pozisyonları veya ünvanları ne olursa olsun,“liderlik davranışı” sergileyebilirler. Bunun için önerdiği dört taktikvar:
1.) Kendinize ait kişisel birfelsefeniz (nasıl bir kişi olmak istediğiniz) ve net hedeflerinizolsun. Bunları yazın, haftada bir okuyun.
2.) Günün en zorlu işi, sabah yapacağınız ilk işiniz olsun.
3.) Her gün düzenli olarak en az %1′lik bir ilerleme sağlayın.
4.) Düşünmek için kendinize zaman yaratın. Sabahları bir saat erken kalkın (3 hafta sonra alışırsınız).
Kişiselfelsefeniz, değerleriniz ve hedeflerinizi bulmanıza yardımcı olmak içinşu soruyu cevabı tükenene kadar tekrar tekrar sorup, her defasında daayrı cevaplar vermenizi istiyor:
- “Hayatındaki en önemli şey ne?”
Daha sonra aynı şeyi şu 2 soru için de yapmanız gerekiyor:
- “Hayatımda gelişmesi gereken şey ne?”
- “En çok neyi yapmaktan pişmanlık duyuyorsun?”
Buüç soruluk çalışmayı yapmanın en ideal yolu başka bir kişi ilekarşılıklı birer sandalyede ve diz dize, göz göze oturarak yapmak.Karşınızdaki aynı soruyu size defalarca (siz artık farklı bir cevapbulamayıncaya kadar) soracak. Gözlerinizi karşınızdaki kişiningözlerinden kaçırmadan bunu yapabilmek o kadar kolay değil. Deneyin,işe yarar bir çalışma.
1.000 kişi ile yapılan bir araştırmada insanların en fazla “pişmanlık” duyduğu üç şey şöyle sıralanmış:
1.) Keşke daha fazla dinlenmek için vakit ayırabilseydim.
2.) Keşke kendimi (duygularımı, değerlerimi, …) daha iyi ifade edebilseydim.
3.) Keşke daha fazla sevgiyle dolu ilişkiler kurabilseydim.
Yukarıdaki diz dize, göz göze yöntemiyle olmasa dahi, cevaplarını sürekli gözden geçirmemiz gereken üç başka soru da:
- Ne olmak istiyorsun? (Öldükten sonra nasıl anılmak isterdin kapsamında)
- Hayattaki en büyük korkuların ne?
- Başarısız olmayacağını önceden bilme şansın olsaydı ne iş yapmak isterdin?
Kendihedeflerinizi belirlerken olumlu referans noktaları belirlemek, dahaönceden kendimizde göremediğimiz potansiyelin açığa çıkmasını sağlar.Eğer referans noktalarınızı dünya ölçeğinden seçerseniz de, umutsuzanlarınızda dahi bu referanslar size güç verecektir:
- Çocuklarımız: Koşulsuz sevgi ve sınırsız merak
- Lance Armstrong: Sebat etme ve direnme gücü
- Richard Branson: Hayatın her anını dolu dolu yaşamak
- Madonna: Kendini yeniden keşif etmek
- Peter Drucker: Hayat boyu öğrenmeyi sürdürmek
- Nelson Mandela: Cesaret ve insanlıkçı olabilmek
Liderlik sizle başlar. Yani kendinizle…
- Verdiğiniz sözleri tutun. Yaptığınız işte çok iyi olun ki, sizi umursamamazlık yapamasınlar. Fark yaratın.
- Günlük ufak da olsa büyük işler için aksiyon alın.
-Size ters gelen, kabul etmekte zorlandığınız işlerden kaçmayın, üzerineüzerine gidin. Gelişim ile beraber değişimi de içselleştirin.İnsanoğlunun en mutlu olduğu anlar büyüdüklerini, yani geliştiklerinigördükleri zamanlardır.
- Aç kalın. Başarı kadar başarısızlığı davet eden başka bir şey yoktur. Başarılı oldukça açlık seviyeniz de artsın.
-Yapabileceklerinizin altında söz verin, fazlasını yapın. O ekstrakilometreyi gitmekten kaçınmayın. Sonuçta insanlara beklediklerindendaha fazlasını verin.
Bunlar da “başarı” için verdiği taktikler:
-Sabahları erken kalkın. Mesela 4′de veya 5′te. İlk yarım saatikendinize ayırın. Kahve eşliğinde sessiz bir ortamda gününüzü planlayıpkişisel hedeflerinizle karşılaştırın. Kitap okuyun, düşünün. Bu yarımsaat kutsal zamandır.
- Sağlığınızı birinci öncelik yapın. Düzenlispor yapın; sağlıklı yemekler (yağsız, bol sebze, bol su ve vitamintakviyesi) yiyin. Kısaca, sağlığınızı birinci öncelik yapmak için kalpkrizi geçirmeyi beklemeyin.
- Sağlıktan sonra en önemli öncelik aile. Özellikle çocuklarınızla kaliteli vakit geçirin, onları tanıyın.
- Hayattaki en önemli amacınız ne ise her gün onun için mutlaka birşeyler yapın.
- Her gün sonunda o günü değerlendirin. Hedeflerinizi gözden geçirin.
Zorve pek de keyif almadığınız bir iş yapıyorsanız (mesela biralışkanlığınızı değiştirmek, bir korkunuzu yenmek gibi) kendinize enazından 30 günlük bir süre tanıyın. Her gün %1′lik bir aşama kaydedin.Bu bir ayda %30 demek. %1 zaman içinde mutlaka galip gelir.
Hayatta hayal ettiğimiz “değişiklikleri” yapmamıza engel olan dört faktör var:
- Korku: Bilinenin bilinmeyene olan üstünlüğü. Korktuğun şey neyse, artık korkmayana kadar onun üstüne git.
- Başarısızlık: Başarısız olmak istemediğimiz için denemeye dahi kalkışmamak. Oysa en büyük başarısızlık denemeyi başaramamak.
-Unutmak: Kitaplardan veya seminerlerden öğrenip heyecan duyduğumuzkonuları günlük hayatın karmaşası içinde unutma eğiliminde olmak.Öğrendiğimiz en değerli şeyleri yazarak sürekli görebileceğimiz yerlereasmak bir çözüm olabilir.
- İnanç eksikliği: Çoğu kişide kişiselgelişim konularına karşı alaycı bir tutum var. Bu belki de çocuklukyaşlarında yaşanan bazı başarısızlıklardan kaynaklanıyor olabilir. Oysabaşarıya giden yol başarısızlıklardan ve risk almaktan geçiyor.
Ve şimdi de sırada “mutlu olma” sırları var:
-Yeni bir araba sizi sadece birkaç hafta mutlu eder. Yeni bir ev bir kaçay. Gerçek mutluluğun anahtarı “hizmetkarlıkta.” Diğer insanlara“yardım” etmekte. Aldıklarımızın değil, verdiklerimizin üzerine inşaedilen bir hayat gerçek mutluluğu getirir.
- Hayatı kendi değer ve kurallarınla yaşa. Kendi yarışını koş. Rüyalarına karşı saygılı ol.
-Ünvansız yaşamayı öğren. (Bu arada bir arkadaşının verdiği kartvizitonu çok etkilemiş, kartında isminin altında ünvan olarak “Human Being”[İnsanoğlu] yazıyormuş.)
- Para kazanmanın kötü bir yanı yok. Ancakpara birinci önceliğe çıktığında, sen basamakların en üstüne çıksanbile içinde bir boşluk, eksiklik hissedersin. Kimse mezarda senin nekadar zengin olduğunla ilgilenmez.
En büyük risk, risk almamaktır.
Harcanacaken kötü şey ise hayatın kendisi. Sen doğduğunda ağlarken, bizlergülüyorduk. Öyle bir hayat yaşa ki, öldüğünde sen gülerken dünyaağlasın.
3 Haziran 2011 Cuma
SON ZAMANLAR

Yusuf yüzlülük; ta çocukluk dönemlerimizden bu yana süre gelen bir hasretimiz. Onun için Yusufiye halkasına girerek hasret giderilip ruhlar tazelenir her an ve her salise. Derken bu yolda tüm gönüller kana kana huzur bulurda.
Çağların muhabbet selinin üzerine sindiği tek nesil Yusuf yüzlülerdir. Dolayısıyla kendini Mevlâ'ya adamışların ab-ı hayat içip vuslata eriştikleri noktanın adıdır Yusufiye.
Yusuf Yüzlüler bir yandan İ'lây-ı Kelimetullah davasına gönül vermenin iştiyakıyla demir parmaklı penceresinde seyre dalarken, öte yandan da gecenin alaca karanlığına aldırış etmeksizin pembe şafakların doğacağı ümidiyle Yusufiye’ce bir ağıt faslı başlatırlar dem bu dem.
Yusufiyeler Hakk'ın ve hakikatin metin kaleleridir. Öyle ki; Yusufiye burçlarında dalgalanan tuğlar, ebediyeti müjdeler adeta. Aynı zamanda her bir tuğ’un kendine has manası olduğu gibi mana denizinde yüzmeyi arzulamakta var. Ta ki Mevla’ya iştiyakla yalvarıldığında marifet ve hakikate götüren tuğların kalbin cilaları olduğunu anlamakta var. Bu arada daha varlarımız bitmedi tabii. Dahası küfrü söndürüp zulmeti nura döndüren ve masum gönüllerin yanık seslerini dindiren dikili tuğlarımız da var. Demek oluyor ki tuğlarımız var olduğu müddetçe Yusuf yüzlüler her nefeste hep bir ağızdan; ''Yüceltip tuğları Fisebilillah, değiştir çağları Fisebilillah" diye haykıracaklardır elbet. Aslında bu meydana her can giremez. Bu yüzden yufka yüreklilerle dikenli yollar aşılmazda. Çünkü o meydan er meydanıdır, yani bu kutsi yolda her türlü eza, her türlü çile ve bundan da öte kar beyaz bir ölüm var. Bir başka ifadeyle; çağın çilesi onların sırtlarına serilidir. Hor görülseler de davalarına sadıktırlar. O sevdadan asla vazgeçemezler, isteseler bile o kutsi davadan dönmezler de.
Yusuf yüzlülük yüce bir davadır. Bu uğurda kan aksa bile acı bilinmez. Zaten Allah (c.c.) aşkından dolayı Resûlüllah (s.a.v.)’in yolunda yürüyeni ateşe atsalar ne önemi var ki. Baksanıza İbrahim’i ateşe attılar da ne oldu, sonunda ateş gül bahçesine dönüşmedi mi? Özünde sevgi ve aşk olanı ateş nasıl yaksın ki. Bir kere ateş yücelerden emir almış serin ol diye.
Baksanıza Mecnun Leyla'nın sevdasına yana yana çöllere düşüp, sonunda kendini Mevla’da bulmadı mı?
Hakeza Ferhat’a aşkından dolayı dağlar yol vermedi mi? Sonunda dağ adeta hal lisanıyla del deyince, o da Şirin'e olan o deruni aşkıyla sarp dağları delip aştı da.
Aslı ile Kerem ecele şerbet dediler. Meğer arayan Mevla’sını bulabiliyormuş. İşte onların şahsında; Mevlana’ca, Ferhat’ça ve Keremce sevda yüklü alperenlere hem bu yol kutlu olsun hem de şimdilik gazanız mübarek olsun demekten başka ne diyebiliriz ki.
Yusufiye ocakları her gelene açık, Mevlana’ca; ‘Ne olursan ol yine gel’ diyorlar zaten. Mevlâna’nın çağrısını özümlemiş duygularla bu dergâhta himmet-i ula ile gelen geri çevrilmezde. Çünkü kılıç değildir ülkeleri fetheden, asıl fetih insanları sevgi ve aşk ile fethedebilmektir. Madem Allah salih kullarını sever, o halde ‘Yaratılanı sevmek yaratandan ötürü ‘prensibinden hareketle herkesi sevmek şiarımız olmalı. Zira Yusufiyeler derde derman olanların Mevlâ'ya aşk ile yanıp boyun eğenlerin yoludur.
Yusuf yüzlülük, aynı zamanda ten kafesinde cananı arayıp İ'lây-ı Kelimetullah aşkıyla yanan ideal tipin adıdır. Kendimizi keşfetmenin basamaklarıdır Yusufiyeler. Şayet Maksuda ermek istiyorsak buna mecburuz da. O halde Yusufiye ruhunu yakalamak gerek.
O gül yüzlü Yusuf yüzlüler gecenin her yıldızı parlarken sabahın seher vaktinde çarpan gönülleriyle adeta ''Yırt yakanı, eyle figan'' dercesine uykudan uyanmamızı istiyorlar. Bu ülke eski ülke değil artık. Nitekim dünümüzde doğru yanlış, eksik ya da fazla kutsi davalarımız ve bir başkasını düşünmek vardı, hatta canlar verilirdi bir dava uğruna. Her nedense şimdilerde aptal yerine koyuyorlar ideal insanı. Varsın aptal sansınlar, biz yolumuzu yol bilelim o bize yeter artar bile.
Hem madem koyun hayvan iken yatmaz, o halde diriliş nesline uyumak yaraşmaz elbet. O halde seher vaktinde öten bülbül kuşların sesleriyle yeniden uyanmak gerek. Baksanıza ecdadımız erken yatıp erken kalktığı için; tarih boyunca medeniyetten medeniyete koştular. Üstelik onlar her seher vaktinde hep birlikte toplanarak aşka giderlerdi. Dahası Allah'a (c.c.) abd (kul) olmanın idrakiyle gece gündüz dip diri idiler. Bilhassa dillerinde tane tane dökülen o tatlı sohbetleriyle kalplere ferahlık verirlerdi. İşte ecdadımız tarihe böyle not düşmüşler.
Peki, ya bizler? Sorma gitsin şuan bile tam içler acısı haldeyiz. Hayret mi hayret doğrusu, bu durumu daha henüz anlamış değiliz. Yine de her ne sebeple olursa olsun manevi soluk kabımızdan biranda çıkıp kendimize gelme zamanı şimdi değilse ne zaman? Biran evvel tefekkür edelim ki dirilişimiz gerçekleşebilsin. Şayet Yusuf yüzlü olmayı arzuluyorsak atalarımızın izi izimiz olmalı. Saf saf dizilerek Allah (c.c) yolunda canlar yeniden fedaya hazır olup gönüllerin gönderinde Yusufiye aşkını tüttürmeli, durmak yok yola devam demeli.
Uyan artık ey kalbim! Bunca zulmet dolu hayatla nereye kadar gidilebilir ki. Bitsin bu zulüm artık, gayri yeter diyorsak Yusuf yüzlü "Ferhat" olmalı, "Mecnun" olmalı, varlık taşını delerek sahralarda ''Leyla''ya varmalı. Bir garip misali dünyada yaratılış gayemiz doğrultusunda, ömrümüzün sonuna dek mücadele etmeli. Madem bize emanet verilen can tendedir, Allah'tan mahrum yaşamak niye? Cennette cemalinden ayrı kalmamak adına kul olmak varken bu dünyada boş bir hayat yaşamak niye? Madem bülbül gülün hayranı, o zaman ne duruyoruz, derhal Allah’ın ve Resulü’nün yolunda sevda çırağını yakalım ki bülbül gül için öttüğü gibi, bizler de ''Allah'' diye zikredip rahmetine gark olabilelim. Bundan da öte Lafza-ı Celal ismini kalbimizde anarak vuslat burcunda gönül sarayına dalabilelim. Ta ki ömürde bir kez de olsa candan Allah deyip kurtuluşa erebilelim.
Gel kardeşim gel! Sen de bu yola koyul ki; bir olalım, iri olalım diri olalım. Bize bizden gayrı dost yok çünkü. Ülkümüz; ‘Hamdım, piştim ve yanmaktır’ bizim. Coşkun sular gibi arada birde olsa çağlarız. Bu yolda korkuya da yer yok. Bu meydan âlâ meydandır. Burada açılan gül kolay kolay solmaz da, bu böyle biline.
Yusuf yüzlülerin yoluna karış ki aşkı yaşayasın, sevgi nedir bilesin. Fenadan bakiye göç eylemek arzularsan yüzünü Yusufiye’ye çevir ki necat bulasın. Yüzünü kıbleye dön ki sevenlerin tutku bakışlarında mest olasın. Yusuf yüzlüler gelene gelme gidene de gitme demez, bilakis sevenlere kollarını açarak kardeşçe kucaklaşırlar her dem ve her saat. Yusufiyelileri sevmeyenler varsa, varsın sevmesin. Elbet bir gün onlar da anlar gerçeği. Yusuf yüzlülerle alay edenler varsa varsın alay etsinler, önemi yok. Hakk (c.c) biliyor ya, gerisi angarya. Gafiller bilmese de Allah'ı sevenler olacaktır halk içinde elbet. Gördük ki Yusufiye yolunda garip bir kuş olunsa da Yusuf yüzlüleri salan ilahi bir güç var. Zira bu din garip geldi garip gidecek. O halde Allah garipleri sever müjdesi tek tesellimiz.
Onların konuşmaları hep İslâmiyet, hep duygu yüklüdür. Sohbetleri hoş eder insanı hep içten içe. Yusufiye ruhu öteleri hatırlatır anbean. Dostluk nedir bilmeyenlerin dost olmayı öğrendiği, okumayı sevmeyenlerin okumaya teşvik edildiği mekânlardır Yusufiyeler. Nitekim sevgi kitaptır, hem dilde hem de kalpte.
Halimize rengârenk katılan iklimin ismidir Yusufiye...
Yüreklerin dolu dolu aktığı pınar çeşmesidir Yusufiye’ler. Şahadete susamış gönüllerin kurban olduğu hakikat ve adalet şuleleridir Yusuf yüzlüler.
Sen de gel ey kardeş bu makamı ziyarete. Gel ki dilden beladan defolasın, emelini burada bulasın. Hatta Yusuf’iye’ye gelmekte tereddüt eyleme ki ruhun gıda bula. Yusuf yüzlüler ile buluşmanın mutluluğunu yaşamak için vuslata koş ki muradına eresin.
Ey kardeş! Yusufiyelik ve Yusuf Yüzlülük nedir diye dilimizin döndüğü kadar tarif ettiğimizde, bakın neler göreceğiz.
Bilindiği üzere Yusufiyeler sahabe sohbetleriyle her nefeste sıhhat gibi inler. Derken temiz kalpler rahmet ruhlarıyla şenlenir. O halde Ey kardeş! Bu iklime dal ki derdine derman, yarana merhem bulabilesin. Sanırım Söğüt'te küçük bir aşiretten meydana gelen muhteşem çınarın temelinde Yusufiye ruhunun varlığını sezersen ne demek istediğimizi anlarsın. Hâsılı Osman Gazi ile Şeyh Edebali'nin elinde yoğrulan hamurun adıdır Yusufiyelik...
Ciğerlerimizi lime lime etseler de, ellerimize zincir vursalar da "Allah” diyebilmektir Yusufiyelik. Dahası; “Sürseler de yaban içine, atsalarda zindan evine, haykırıp bu yoldan dönmeyiz'' diyenlerin yurdudur Yusufiye.
Hakeza nice bin zevkle Yusuf'un düştüğü kuyuya atsalar da "Hak yoldan dönmek yok '' demenin adıdır Yusufiyelik...
Hangi meydan olursa olsun er meydan içinde Alperenlerin varlığı hissedileceği muhakkak. Çünkü bu davada ikilik yok, birlik var. Bundan da öte felah ve dirlik var. Her türlü nimet, tevhit sancağının ruhunda gizli çünkü. Bu yüzden Allah'a arzulanan dilde açan çiçektir Yusufiyelik.
Yusuf yüzlüler aşka düşen pervanedir. Gâh seller gibi çağlayan, gâh gözyaşları akan insanlar olarak anılacaklarda. Gerçekten de yollarına kurban olası geliyor seyredenlerin. Bilhassa rengârenk bahçelerinin önlerinden geçenler, büyük hayranlıkla güllerine gıptayla baka kalırlar.
Galiba bakmakla da haklılar. Çünkü onların yolları Piri Türkistan-ı Ahmet Yesevilerin, Hazreti Mevlânaların, Yunusların, Hacı Bayram-ı Velilerin, İmam-ı Rabbanilerin, İmam-ı Gazali’lerin yoludur. Bu yüzden yollarına hem hayranız, hem de kurbanız.
Yusuf yüzlülerin her biri ehli ukba'da, yine her biri bir sevdada. Bu yüzden "Neyleyim dünyayı bana seni gerek seni'' diyenlerin adıdır Yusuf yüzlülük.
Onlar imanları ve zindelikleriyle Kuran’ın hadimleridirler. Bu yüzden cümle âlemi şahit tutarak, bu yoldan dönmeyenlerin adıdır Yusuf yüzlülük...
Hakk'ı batıldan ayırmanın yoludur. Hak’tan gayrı neyleyim dünyayı diyebilmek ve Menzile ermenin sırrıdır bu yol. Ötelere giden bu yola yürek mi dayanır. Elbette ki dayanmaz, ama o sırra da vakıf olmak için de gayret gerekir elbet. O halde bu dünyada kana kana aşk şerbetinden içsek fena mı? Kalbi sıdk ile canımız kurban olsun ülkü yoluna desek ne kaybederiz ki?
Ol Gülşen de aşk bile girdi cana. Kalbin derinliklerinde gördüğümüz mana denizinde Yusufiye kervanını yakalamanın heyecanıyla gece gündüz yana yana aşk küllerinde hep ararız cananı. Derken ahirete gider kalpteki yar. Hatta gün çekilince hayalimizden izbe iz derin bir âlem başlayıp bir ömür geçer adeta. Nihayet bir sonbahar mevsimi geceden gördüğümüz bir düş mü yoksa hayal mi demeden, delilsiz inandık bu yola. Yani bu duygular eşliğinde adı güzel kendi güzel Muhammed (s.a.v) yanı başımızdadır sanki. Zira O sevgili engin ufuklardan çarpan gönülle salâvatla sergilenir içten içe.
Hazreti Ebubekir (r.anh.), "O ne derse doğru söyler, o dediyse doğrudur" sözleri öteden beri hep ruhumuzda yankılanıverir. Şükürler olsun ki Sıddık-ı Ekber’in dilinden teslimiyeti öğrendik. Fakat Tevhide gönül bağlamayan ne sıddıkiyeti ne de bizi anlar, bizi ancak anlayan anlar. O halde Yar aşkına ölsek ne olur ki?
Züleyha'nın şahsında Mısır'a ilk merhamet ve sevgisini aşılayan Yusuf (a.s.)’dır. Yusuf’u kardeşleri kanlı zindanlarda prangaya vurdular da ne oldu, sonunda Züleyha'nın şahsında Mısır’ın egemen duygusu ilahi aşka boyun eğmek zorunda kalmamış mıydı? O halde sevgiye evet demeli.
Nasıl olsa dünya dönüyor, bütün mahlûk ona binmiş bir ömür sürüyor adeta. O halde mala mülke aldanmak niye? Madem ölmemeye çaremiz yok. O halde Allah'a kul olmamak niye?
Gelin tevhide koşalım, hasret çağrısında Allah diyelim ki, ülkü yolunu idrak edebilelim. Hazret-i Yusuf (a.s)'ın yaşadığı serüveni sevda bereketiyle yüreğimizde hissedelim ki Yusuf yüzlülük gerçekleşebilsin.
Velhasıl; ateşe atsalar da yahut bizi kül etseler de Rabbim Allah diyebilmektir Yusuf yüzlülük.
Vesselam.
Çağların muhabbet selinin üzerine sindiği tek nesil Yusuf yüzlülerdir. Dolayısıyla kendini Mevlâ'ya adamışların ab-ı hayat içip vuslata eriştikleri noktanın adıdır Yusufiye.
Yusuf Yüzlüler bir yandan İ'lây-ı Kelimetullah davasına gönül vermenin iştiyakıyla demir parmaklı penceresinde seyre dalarken, öte yandan da gecenin alaca karanlığına aldırış etmeksizin pembe şafakların doğacağı ümidiyle Yusufiye’ce bir ağıt faslı başlatırlar dem bu dem.
Yusufiyeler Hakk'ın ve hakikatin metin kaleleridir. Öyle ki; Yusufiye burçlarında dalgalanan tuğlar, ebediyeti müjdeler adeta. Aynı zamanda her bir tuğ’un kendine has manası olduğu gibi mana denizinde yüzmeyi arzulamakta var. Ta ki Mevla’ya iştiyakla yalvarıldığında marifet ve hakikate götüren tuğların kalbin cilaları olduğunu anlamakta var. Bu arada daha varlarımız bitmedi tabii. Dahası küfrü söndürüp zulmeti nura döndüren ve masum gönüllerin yanık seslerini dindiren dikili tuğlarımız da var. Demek oluyor ki tuğlarımız var olduğu müddetçe Yusuf yüzlüler her nefeste hep bir ağızdan; ''Yüceltip tuğları Fisebilillah, değiştir çağları Fisebilillah" diye haykıracaklardır elbet. Aslında bu meydana her can giremez. Bu yüzden yufka yüreklilerle dikenli yollar aşılmazda. Çünkü o meydan er meydanıdır, yani bu kutsi yolda her türlü eza, her türlü çile ve bundan da öte kar beyaz bir ölüm var. Bir başka ifadeyle; çağın çilesi onların sırtlarına serilidir. Hor görülseler de davalarına sadıktırlar. O sevdadan asla vazgeçemezler, isteseler bile o kutsi davadan dönmezler de.
Yusuf yüzlülük yüce bir davadır. Bu uğurda kan aksa bile acı bilinmez. Zaten Allah (c.c.) aşkından dolayı Resûlüllah (s.a.v.)’in yolunda yürüyeni ateşe atsalar ne önemi var ki. Baksanıza İbrahim’i ateşe attılar da ne oldu, sonunda ateş gül bahçesine dönüşmedi mi? Özünde sevgi ve aşk olanı ateş nasıl yaksın ki. Bir kere ateş yücelerden emir almış serin ol diye.
Baksanıza Mecnun Leyla'nın sevdasına yana yana çöllere düşüp, sonunda kendini Mevla’da bulmadı mı?
Hakeza Ferhat’a aşkından dolayı dağlar yol vermedi mi? Sonunda dağ adeta hal lisanıyla del deyince, o da Şirin'e olan o deruni aşkıyla sarp dağları delip aştı da.
Aslı ile Kerem ecele şerbet dediler. Meğer arayan Mevla’sını bulabiliyormuş. İşte onların şahsında; Mevlana’ca, Ferhat’ça ve Keremce sevda yüklü alperenlere hem bu yol kutlu olsun hem de şimdilik gazanız mübarek olsun demekten başka ne diyebiliriz ki.
Yusufiye ocakları her gelene açık, Mevlana’ca; ‘Ne olursan ol yine gel’ diyorlar zaten. Mevlâna’nın çağrısını özümlemiş duygularla bu dergâhta himmet-i ula ile gelen geri çevrilmezde. Çünkü kılıç değildir ülkeleri fetheden, asıl fetih insanları sevgi ve aşk ile fethedebilmektir. Madem Allah salih kullarını sever, o halde ‘Yaratılanı sevmek yaratandan ötürü ‘prensibinden hareketle herkesi sevmek şiarımız olmalı. Zira Yusufiyeler derde derman olanların Mevlâ'ya aşk ile yanıp boyun eğenlerin yoludur.
Yusuf yüzlülük, aynı zamanda ten kafesinde cananı arayıp İ'lây-ı Kelimetullah aşkıyla yanan ideal tipin adıdır. Kendimizi keşfetmenin basamaklarıdır Yusufiyeler. Şayet Maksuda ermek istiyorsak buna mecburuz da. O halde Yusufiye ruhunu yakalamak gerek.
O gül yüzlü Yusuf yüzlüler gecenin her yıldızı parlarken sabahın seher vaktinde çarpan gönülleriyle adeta ''Yırt yakanı, eyle figan'' dercesine uykudan uyanmamızı istiyorlar. Bu ülke eski ülke değil artık. Nitekim dünümüzde doğru yanlış, eksik ya da fazla kutsi davalarımız ve bir başkasını düşünmek vardı, hatta canlar verilirdi bir dava uğruna. Her nedense şimdilerde aptal yerine koyuyorlar ideal insanı. Varsın aptal sansınlar, biz yolumuzu yol bilelim o bize yeter artar bile.
Hem madem koyun hayvan iken yatmaz, o halde diriliş nesline uyumak yaraşmaz elbet. O halde seher vaktinde öten bülbül kuşların sesleriyle yeniden uyanmak gerek. Baksanıza ecdadımız erken yatıp erken kalktığı için; tarih boyunca medeniyetten medeniyete koştular. Üstelik onlar her seher vaktinde hep birlikte toplanarak aşka giderlerdi. Dahası Allah'a (c.c.) abd (kul) olmanın idrakiyle gece gündüz dip diri idiler. Bilhassa dillerinde tane tane dökülen o tatlı sohbetleriyle kalplere ferahlık verirlerdi. İşte ecdadımız tarihe böyle not düşmüşler.
Peki, ya bizler? Sorma gitsin şuan bile tam içler acısı haldeyiz. Hayret mi hayret doğrusu, bu durumu daha henüz anlamış değiliz. Yine de her ne sebeple olursa olsun manevi soluk kabımızdan biranda çıkıp kendimize gelme zamanı şimdi değilse ne zaman? Biran evvel tefekkür edelim ki dirilişimiz gerçekleşebilsin. Şayet Yusuf yüzlü olmayı arzuluyorsak atalarımızın izi izimiz olmalı. Saf saf dizilerek Allah (c.c) yolunda canlar yeniden fedaya hazır olup gönüllerin gönderinde Yusufiye aşkını tüttürmeli, durmak yok yola devam demeli.
Uyan artık ey kalbim! Bunca zulmet dolu hayatla nereye kadar gidilebilir ki. Bitsin bu zulüm artık, gayri yeter diyorsak Yusuf yüzlü "Ferhat" olmalı, "Mecnun" olmalı, varlık taşını delerek sahralarda ''Leyla''ya varmalı. Bir garip misali dünyada yaratılış gayemiz doğrultusunda, ömrümüzün sonuna dek mücadele etmeli. Madem bize emanet verilen can tendedir, Allah'tan mahrum yaşamak niye? Cennette cemalinden ayrı kalmamak adına kul olmak varken bu dünyada boş bir hayat yaşamak niye? Madem bülbül gülün hayranı, o zaman ne duruyoruz, derhal Allah’ın ve Resulü’nün yolunda sevda çırağını yakalım ki bülbül gül için öttüğü gibi, bizler de ''Allah'' diye zikredip rahmetine gark olabilelim. Bundan da öte Lafza-ı Celal ismini kalbimizde anarak vuslat burcunda gönül sarayına dalabilelim. Ta ki ömürde bir kez de olsa candan Allah deyip kurtuluşa erebilelim.
Gel kardeşim gel! Sen de bu yola koyul ki; bir olalım, iri olalım diri olalım. Bize bizden gayrı dost yok çünkü. Ülkümüz; ‘Hamdım, piştim ve yanmaktır’ bizim. Coşkun sular gibi arada birde olsa çağlarız. Bu yolda korkuya da yer yok. Bu meydan âlâ meydandır. Burada açılan gül kolay kolay solmaz da, bu böyle biline.
Yusuf yüzlülerin yoluna karış ki aşkı yaşayasın, sevgi nedir bilesin. Fenadan bakiye göç eylemek arzularsan yüzünü Yusufiye’ye çevir ki necat bulasın. Yüzünü kıbleye dön ki sevenlerin tutku bakışlarında mest olasın. Yusuf yüzlüler gelene gelme gidene de gitme demez, bilakis sevenlere kollarını açarak kardeşçe kucaklaşırlar her dem ve her saat. Yusufiyelileri sevmeyenler varsa, varsın sevmesin. Elbet bir gün onlar da anlar gerçeği. Yusuf yüzlülerle alay edenler varsa varsın alay etsinler, önemi yok. Hakk (c.c) biliyor ya, gerisi angarya. Gafiller bilmese de Allah'ı sevenler olacaktır halk içinde elbet. Gördük ki Yusufiye yolunda garip bir kuş olunsa da Yusuf yüzlüleri salan ilahi bir güç var. Zira bu din garip geldi garip gidecek. O halde Allah garipleri sever müjdesi tek tesellimiz.
Onların konuşmaları hep İslâmiyet, hep duygu yüklüdür. Sohbetleri hoş eder insanı hep içten içe. Yusufiye ruhu öteleri hatırlatır anbean. Dostluk nedir bilmeyenlerin dost olmayı öğrendiği, okumayı sevmeyenlerin okumaya teşvik edildiği mekânlardır Yusufiyeler. Nitekim sevgi kitaptır, hem dilde hem de kalpte.
Halimize rengârenk katılan iklimin ismidir Yusufiye...
Yüreklerin dolu dolu aktığı pınar çeşmesidir Yusufiye’ler. Şahadete susamış gönüllerin kurban olduğu hakikat ve adalet şuleleridir Yusuf yüzlüler.
Sen de gel ey kardeş bu makamı ziyarete. Gel ki dilden beladan defolasın, emelini burada bulasın. Hatta Yusuf’iye’ye gelmekte tereddüt eyleme ki ruhun gıda bula. Yusuf yüzlüler ile buluşmanın mutluluğunu yaşamak için vuslata koş ki muradına eresin.
Ey kardeş! Yusufiyelik ve Yusuf Yüzlülük nedir diye dilimizin döndüğü kadar tarif ettiğimizde, bakın neler göreceğiz.
Bilindiği üzere Yusufiyeler sahabe sohbetleriyle her nefeste sıhhat gibi inler. Derken temiz kalpler rahmet ruhlarıyla şenlenir. O halde Ey kardeş! Bu iklime dal ki derdine derman, yarana merhem bulabilesin. Sanırım Söğüt'te küçük bir aşiretten meydana gelen muhteşem çınarın temelinde Yusufiye ruhunun varlığını sezersen ne demek istediğimizi anlarsın. Hâsılı Osman Gazi ile Şeyh Edebali'nin elinde yoğrulan hamurun adıdır Yusufiyelik...
Ciğerlerimizi lime lime etseler de, ellerimize zincir vursalar da "Allah” diyebilmektir Yusufiyelik. Dahası; “Sürseler de yaban içine, atsalarda zindan evine, haykırıp bu yoldan dönmeyiz'' diyenlerin yurdudur Yusufiye.
Hakeza nice bin zevkle Yusuf'un düştüğü kuyuya atsalar da "Hak yoldan dönmek yok '' demenin adıdır Yusufiyelik...
Hangi meydan olursa olsun er meydan içinde Alperenlerin varlığı hissedileceği muhakkak. Çünkü bu davada ikilik yok, birlik var. Bundan da öte felah ve dirlik var. Her türlü nimet, tevhit sancağının ruhunda gizli çünkü. Bu yüzden Allah'a arzulanan dilde açan çiçektir Yusufiyelik.
Yusuf yüzlüler aşka düşen pervanedir. Gâh seller gibi çağlayan, gâh gözyaşları akan insanlar olarak anılacaklarda. Gerçekten de yollarına kurban olası geliyor seyredenlerin. Bilhassa rengârenk bahçelerinin önlerinden geçenler, büyük hayranlıkla güllerine gıptayla baka kalırlar.
Galiba bakmakla da haklılar. Çünkü onların yolları Piri Türkistan-ı Ahmet Yesevilerin, Hazreti Mevlânaların, Yunusların, Hacı Bayram-ı Velilerin, İmam-ı Rabbanilerin, İmam-ı Gazali’lerin yoludur. Bu yüzden yollarına hem hayranız, hem de kurbanız.
Yusuf yüzlülerin her biri ehli ukba'da, yine her biri bir sevdada. Bu yüzden "Neyleyim dünyayı bana seni gerek seni'' diyenlerin adıdır Yusuf yüzlülük.
Onlar imanları ve zindelikleriyle Kuran’ın hadimleridirler. Bu yüzden cümle âlemi şahit tutarak, bu yoldan dönmeyenlerin adıdır Yusuf yüzlülük...
Hakk'ı batıldan ayırmanın yoludur. Hak’tan gayrı neyleyim dünyayı diyebilmek ve Menzile ermenin sırrıdır bu yol. Ötelere giden bu yola yürek mi dayanır. Elbette ki dayanmaz, ama o sırra da vakıf olmak için de gayret gerekir elbet. O halde bu dünyada kana kana aşk şerbetinden içsek fena mı? Kalbi sıdk ile canımız kurban olsun ülkü yoluna desek ne kaybederiz ki?
Ol Gülşen de aşk bile girdi cana. Kalbin derinliklerinde gördüğümüz mana denizinde Yusufiye kervanını yakalamanın heyecanıyla gece gündüz yana yana aşk küllerinde hep ararız cananı. Derken ahirete gider kalpteki yar. Hatta gün çekilince hayalimizden izbe iz derin bir âlem başlayıp bir ömür geçer adeta. Nihayet bir sonbahar mevsimi geceden gördüğümüz bir düş mü yoksa hayal mi demeden, delilsiz inandık bu yola. Yani bu duygular eşliğinde adı güzel kendi güzel Muhammed (s.a.v) yanı başımızdadır sanki. Zira O sevgili engin ufuklardan çarpan gönülle salâvatla sergilenir içten içe.
Hazreti Ebubekir (r.anh.), "O ne derse doğru söyler, o dediyse doğrudur" sözleri öteden beri hep ruhumuzda yankılanıverir. Şükürler olsun ki Sıddık-ı Ekber’in dilinden teslimiyeti öğrendik. Fakat Tevhide gönül bağlamayan ne sıddıkiyeti ne de bizi anlar, bizi ancak anlayan anlar. O halde Yar aşkına ölsek ne olur ki?
Züleyha'nın şahsında Mısır'a ilk merhamet ve sevgisini aşılayan Yusuf (a.s.)’dır. Yusuf’u kardeşleri kanlı zindanlarda prangaya vurdular da ne oldu, sonunda Züleyha'nın şahsında Mısır’ın egemen duygusu ilahi aşka boyun eğmek zorunda kalmamış mıydı? O halde sevgiye evet demeli.
Nasıl olsa dünya dönüyor, bütün mahlûk ona binmiş bir ömür sürüyor adeta. O halde mala mülke aldanmak niye? Madem ölmemeye çaremiz yok. O halde Allah'a kul olmamak niye?
Gelin tevhide koşalım, hasret çağrısında Allah diyelim ki, ülkü yolunu idrak edebilelim. Hazret-i Yusuf (a.s)'ın yaşadığı serüveni sevda bereketiyle yüreğimizde hissedelim ki Yusuf yüzlülük gerçekleşebilsin.
Velhasıl; ateşe atsalar da yahut bizi kül etseler de Rabbim Allah diyebilmektir Yusuf yüzlülük.
Vesselam.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

